akademitarih

EN YENİ MAKALELER

Post Top Ad

Your Ad Spot
GENEL TÜRK TARİHİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GENEL TÜRK TARİHİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2022 Çarşamba

Orta Asya Türk Tarihi 2. Bölüm

Mart 09, 2022 0

 



        Orta Asya Türk Tarihi konusunda uzman tarihçi Yazar Mustafa Ulusoy ile arkadaşımız Seda Özdemir'in yaptığı söyleşinin 2. Bölümü sayfamızda iyi seyirler.



Read More

11 Ekim 2021 Pazartesi

Orta Asya Türk Tarihi 1. Bölüm

Ekim 11, 2021 0







Tarihçi- Yazar Mustafa Ulusoy'un konuk olduğu Orta Asya Türk Tarihi Söyleşinin ilk bölümü yayında.








 

Read More

16 Temmuz 2021 Cuma

Kurtuluş Savaşında Bir Komutan REFET BELE

Temmuz 16, 2021 0

Refet (Bele) Paşa

 

Kurtuluş Savaşında Bir Komutan REFET BELE

Duygu KARAKAŞ
Tarihçi

    Akademi Tarih olarak siz değerli takipçilerimize bu hafta tanıtacağımız kişi Milli Mücadele’nin beş önemli komutanlarından Refet Bele (Paşa).

    1881 yılında Selanik'te doğdu. Babası Mehmet Servet Bey, annesi Emine Adviye Hanım'dır. Selanik'te yaşayan Rumeli kökenli bir aileye mensuptu. Soyadı Kanunu'ndan sonra aldığı Bele soyadı, Bulgaristan’da dedesi Beleli Mehmet Bey'in sahip olduğu Bele kasabasından gelmiştir. Balkanlar'daki karışıklılar nedeniyle İstanbul'a gelen ailesi, bebekliğinde Selanik'e geri dönmüşlerdi. İlk ve orta öğrenimini İstanbul ve Selanik'te tamamladıktan sonra girdiği İstanbul'daki Harp Okulu'nda ileride Kurtuluş Savaşı'nın lideri olacak kişilerle birlikte okudu.

    1898 yılının sonunda piyade teğmen rütbesi ile mezun olup 3. Ordu emrine verildi. 1903 yılındaki Bulgar ayaklanmasının bastırılmasında rol aldı. 1903 yılında üsteğmen, 1906 yılında yüzbaşı oldu. 1908 yılında Hareket Ordusu Jandarma Taburu'na komuta etti. Bu dönemde İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi oldu. İttihat ve Terakki'nin kurucularından Talat Paşa'nın en yakın arkadaşlarındandı. 31 Mart İsyanı'ndan sonra toplanan İttihat ve Terakki Kongresi'nde cemiyetin siyasi parti haline gelmesi ve askerin politikadan çekilmesi gerektiğini savunan Mustafa Kemal'i destekledi.

    Ekim 1909 tarihinde başladığı Harp Akademisi’ne devam ederken önce Trablusgarp Savaşı'na sonra Balkan Savaşı'na katıldı. 1 Kasım 1912 tarihinde Harp Akademisi'ni birincilikle bitirip Genelkurmay Karargâhı'na atandı ve 1914 yılında I. Dünya Savaşı'na katıldı. Savaşta Sina-Filistin Cephesinde, özellikle İkinci Gazze Muharebesi'nde büyük yararlıklar gösterdi, birçok madalya ve nişan kazandı. Savaşın son günlerinde Dâhiliye Vekili Sina'da başarı göstermiş olduğu için onun Jandarma Umum Kumandanı olmasını önerdi. Yıldırım Ordular Grubu komutanı Liman von Sanders, bir İngiliz saldırısı beklediği için onu göndermedi.

    Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra İstanbul'a dönebildi. Üstlendiği Jandarma Genel Komutanlığı görevi, ülkeyi bir arada tutmaya çalışırken jandarmayı alternatif bir güç olarak gören milliyetçi subaylar için önemliydi. İstanbul'un asayiş sorunu ile ilgilenirken bir yandan da Anadolu'ya silah gönderdi. Ahmed İzzet Paşa Kabinesinin kurulduğu bu günlerde; İstanbul'da kasten bir anarşi ortamı oluşturarak bir asayiş problemi ortaya çıkarmak ve dıştan yapılacak bir müdahaleye zemin hazırlanmak isteniyordu 19 Ocak 1919’da VI. Mehmed'in ve Damat Ferid Paşa'nın işine gelmediği için görevinden azledildi. Jandarma Umum Kumandanı olarak görev yaptığı günlerden itibaren, Millî Mücadele planları için Mustafa Kemal Paşa'nın evinde yapılan toplantılara katılmaktaydı. Mustafa Kemal, Ali Fuat, Rauf, Kâzım Karabekir Beyler ile birlikte "Kurtuluş Savaşı'nın İlkleri" diye anılan grubun parçası oldu. Bu toplantılarda Anadolu'daki gücün başına Mustafa Kemal Paşa'nın geçmesini önerdi.

    16 Mayıs 1919 tarihinde, 3. Ordu Müfettişi göreviyle ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlatma maksadıyla Anadolu'ya giden Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Bandırma Vapuru'na binerek Samsun'a gitti. Bu yolculuğa katılmasını Mustafa Kemal Paşa istemişti. Gidiş izni yoktu ancak 15 Mayıs 1919 tarihinde İngilizlerden vize alabildi. Mustafa Kemal Paşa'ya İngilizlerin gemiyi batıracağını söyledi. 17 Mayıs tarihinde kendisi de 9. Ordu'ya bağlı, karargâhı Sivas'ta bulunan 3. Kolordu Komutanlığı ile görevlendirildi.  Samsun'a vardıktan sonra başlatılan Millî Mücadele'nin gerekçesini, amacını, yöntemini açıklayan bir belge niteliğindeki Amasya protokolünün hazırlandığı toplantılara katıldı. 21 Haziran 1919 tarihinde gizli bir genelge ile duyurulan protokolde imzası olanlardan birisiydi.

 


    Amasya Genelgesi'nin imzalanmasının ardından Mustafa Kemal ve Rauf Bey ile birlikte Sivas'a gitti. Diğerleri Erzurum Kongresi'ne katılmak için yola devam ederken Sivas Kongresi hazırlıklarını tamamlamak için bu şehirde kaldı.  İngilizlerin Temmuz ayı başında Samsun bölgesine asker çıkarmaları üzerine Kavak civarına topçu birliği yerleştirip savaş düzeni almasıyla bu harekâtı durdurdu. Harbiye Nezareti'nden kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'nın emirlerini dinlememesi gerektiğini aksi halde bu durumun İngilizlere işgal hakkı tanıyacağını bildiren telgrafa uzun bir yanıt vererek "Mustafa Kemal'in Erzurum'da olduğunu, onun bu durumla ilişkisi olmadığını, bunun yurtsever herkesin yapacağı bir hareket olduğunu" bildirdi. 13 Temmuz 1919 tarihinde Takvim-i Vekayi'de yayımlanan yazı ile ordudaki görevinden alındı. Görevden alınacağını hisseden Refet Bey ise 12 Temmuz tarihinde Kavak’tan gönderdiği telgrafla istifasını bildirmişti. Böylece 3. Kolordu Komutanlığı görevini yerine atanan Miralay Selahattin Bey'e devretti.

    Batı Anadolu Kuvâ-yi Milliyesi'nin komutanlığına Ali Fuat Paşa atanmıştı. Ali Fuat Paşa da efeler tarafından idare edilmekte olan Aydın Kuvâ-yi Milliyesi'ni idare edecek bir komutan ihtiyacını hissederek bu göreve Refet Bey'i önerdi. Konya'da bulunan Refet Bey, Heyet-i Temsiliye tarafından Aydın ve Salihli cephesine komutan olarak gönderildi. "Nazilli Komutanı Servet Bey" kod adı ile Nazilli'ye yerleşti. Cephede Demirci Mehmet Efe'nin Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye'ye karşı tereddütlerini giderip Kuvâ-yi Milliye taraftarı olmayan danışmanlarını görevden almasını sağladı. 1920 başlarından itibaren fiilen 23. ve 57. tümenlere komuta etti. Bu görevi Düzce Ayaklanmasına kadar devam ettirdi. Bir yandan da İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve mühimmat kaçırılması, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatın Kuvâ-yi Milliye'ye kazandırılması ile ilgilendi.

    Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı seçimleri sırasında İzmir milletvekili olarak seçildi ancak rahatsızlığını ileri sürerek İstanbul'a gitmedi. İstanbul'un işgali ve Mebusan Meclisi'nin feshedilmesi üzerine 19 Mart tarihinde başlayan 1. TBMM seçimlerinde İzmir milletvekili seçildi. İstanbul'un işgalinden sonra Konya valisinin ve komutan Fahrettin Bey'in İstanbul ile ilişkileri kesmemesi üzerine o sırada Nazilli'den sonra Konya'ya yöneldi. Vali, komutan ve şehrin ileri gelenlerinden oluşan bir heyeti emrivaki ile Ankara’ya götürdü. Buradaki görüşme sonucunda farklı görüşler giderilmiş ve Konya'nın da milletvekili seçmesi sağlanmıştı. Hilafet yanlıları tarafından nisan ayında Düzce’de başlatılan ve gittikçe yayılan isyanın bastırılmasında, ardından Haziran ayında baş gösteren Yozgat İsyanının bastırılmasında görev aldı. Ağustos ayında Ankara’ya döndü. Bu arada 14 Temmuz tarihinde verilen ve 25 Temmuz tarihinde padişah tarafından onaylanan bir kararla idama mahkûm edildi. İzmir milletvekili olarak TBMM’ye katıldı. 6 Eylül 1920 tarihinde Dâhiliye Vekilliğine getirildi.

 


    22 Haziran 1920 tarihinde başlayan Yunan saldırısı ile Balıkesir ve Bursa’nın işgal edilmesi üzerine, ancak düzenli ordunun Yunan kuvvetleri ile başa çıkabileceğine karar verilmiş; Kuvâ-yi Milliye'nin tasfiye edilip düzenli ordu kurulmasına başlanmıştı. Bu sırada batı cephesi kuzey ve güney olarak ikiye bölündü; kuzey cephesi komutanlığına İsmet Bey (İnönü), güney cephesi komutanlığına Refet Bey getirildi. 3 Ocak 1921 tarihinde Refet Bey ve İsmet Bey'in kuvvetleri Çerkez Ethem'in kuvvetlerine hücum eder ama fazla dirençle karşılaşmazlar ve asilerin çoğu millî orduya katılır. Çerkez Ethem ve kardeşleri ise Yunanlara sığınıp kaçtılar. Mustafa Kemal, Nutuk’ta Çerkez Ethem ve kardeşlerinin canlarını kurtarabilmelerinden ötürü Refet Bele'yi eleştirdi. Refet Bele sonraki yıllarda yaptığı bir söyleşide Çerkez Ethem'in kaçarken hiçbir asker ve cephaneyi götürmediğini, yakalanan askerlerin ifadesine göre Çerkez Ethem'in askerlerine millî orduya katılmalarını nasihat ettiğini söyler.

    Kastamonu'daki dinlenme döneminden sonra 30 Haziran 1921 tarihinde ikinci defa Dâhiliye Vekilliğine seçildi. Yunan taarruzu sırasında meydan gelmiş ve bastırılmış olan Koçigiri ayaklanmasından sonra Dersim halkının ayrı yönetim isteği gündeme gelince şiddetle karşı çıktı. Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutan olduğu 5 Ağustos 1921 tarihinde ek olarak Millî Müdafaa Vekâleti'ni de üstlendi. Ordunun silah ve donatım ihtiyaçlarını sür'atle karşılamak için çok büyük çaba gösterdi. Kilimlerden asker kaputu, gaz tenekelerinden ilaç kutusu, sapan demirlerinden kılıç yaptırmak gibi fikirleri uyguladı. Bu çabalarıyla ordunun zafere ulaşmasına yaptığı büyük katkı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'dan takdir aldı. 10 Ocak 1922 tarihinde sağlık durumunu gerekçe göstererek Millî Müdafaa Vekâleti görevinden ayrıldı. Bakanlıktan ayrıldıktan sonra Hilâl-i Ahmer (Türk Kızılay Derneği) Başkanlığı'nı üstlendi. Yeni savaş hazırlığı sırasında 1. Ordu Komutanlığı görevini kabul etmedi. Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin kazanılmasının ardından gerçekleşen Mudanya Mütarekesi görüşmeleri sırasında gerektiğinde delegasyona yardım etmek için Mudanya'da kalması uygun görüldü.

    Mudanya Mütarekesi'nde olmamasına rağmen Gelibolu'nun Türk idaresi altına alınmasını sağladı. Antlaşmaya göre Türkler asayiş için 8.000 kişilik jandarma çıkarttı. Refet Paşa asayiş için bu miktar jandarmanın yetersiz olduğunu İtilaf Devletleri'ne kabul ettirip ek jandarma birliği çıkartmıştır. Jandarma iki kıtaya ayrıldı. Sabit jandarma en yüksek yerel mülki amire bağlı kalarak iç güvenliği sağlayacak, seyyar jandarma kıtası da eşkıyalık ve çeteciliği önleyecekti.

 

    2 Kasım 1922 tarihinde Ankara Hükûmeti'nin Sağlık Bakanı ve Sinop milletvekili olan Dr. Rıza Nur ve arkadaşlarının saltanatın kaldırılması için verdiği tasarı kabul edilince bu haberi Sultan VI. Mehmed Vahdettin'e bildirme görevi verildi. Saraya gidip bu haberi Sultan Vahdettin'e verdi. İstanbul'daki işgal kuvvetleri başkomutanı General Harrington Sultan Vahdettin'in ülkeden ayrılışını bir mektup ile Refet Paşa'ya bildirdi. İşgal kuvvetleri komutanlığına da yetkinin Ankara Hükûmeti'nde olduğunu bildirdi. Ankara'dan gelen emir ile veliaht Abdülmecid ile görüşüp halifeliği kabul edip etmemesi konusunu görüştü. Bu konuda padişahlık hevesinde olmaması için teminat senedi imzalattı. Ankara ayrıca Kutsal Emanetler'in kaçırılmaması için korunması emrini verdi. Veliaht bu görüşmede halife olarak tahta geçmek istediğini söyledi.

 

    4 Kasım 1922 tarihinde Ahmet Tevfik Paşa hükûmeti istifa etti. Resmî Gazete Takvim-i Vekayi son sayısını çıkardı. 5 Kasım 1922 tarihinde Refet Paşa İstanbul'daki bakanlıklara görevlerini bırakmaları emrini verdi. Halife Abdülmecid'e aşırı saygı göstermesi ve Konya adında bir at hediye etmesi Mustafa Kemal'i rahatsız etti. Bu olaydan hemen sonra İstanbul'daki görevine son verildi. Mustafa Kemal Nutuk'ta bu konudan bahsetmiştir. 29 Kasım 1922 tarihinde Doğu Trakya'nın tamamı TBMM hükûmeti idaresine alındığında kendisine verilen temsil görevi sona ermişti. İstanbul temsilciliği görevine Adnan Bey getirildi. Edirne Valisi Şakir Bey de Trakya'nın teslim alınmasını gerçekleştirdi. Kendisi ise Trakya'da bir ordu kurmakla görevlendirildi. Karargâhını Tekirdağ'a kurdu. Bölgenin işgal hasar raporunu hazırladı. Bu rapora göre 130.000 Türk katledilmiş, çok önemli miktarda mal ve eşya zayiatı verilmişti. Bu zararlar Yunanlar Trakya'yı boşaltıp İtilaf Devletleri heyetlerine teslim ederken verilmiş, çoğu götürülmüştü. Oysa Mudanya Antlaşması'na göre işgal kuvvetleri çekilirken İtilaf Devletleri önlem alacaklardı fakat hiçbir şekilde almadılar.

 

    Bu arada Genelkurmay başkanı Mareşal Fevzi Paşa'nın emri ile komitacı Fuat Balkan 1923 yılı Ocak ayından itibaren Refet Paşa'ya bağlandı ve en az haftada bir kez rapor verdi. Lozan Antlaşması görüşmeleri başlayınca Refet Paşa Fuat Balkan'a tahsisat verilmeyeceğini ve müfrezesinin lağvedileceğinin karara bağlandığını bildirdi. Aralık 1922'de Lozan Konferansı'nın kesilmesinin gündeme gelmesi üzerine 21 Aralık 1922 tarihinde askeri tedbirler alınmaya başlandı. Bu harekâta göre ordular önce boğazı tutacak, düşman gemilerinin geçişini engelleyecek, Anadolu yakasındaki İngilizler denize dökülecekler, Refet Paşa da kuvvetleri ile İngiliz kuvvetlerini imha ve esir edecekti. 23 Nisan 1923 tarihinde ikinci dönem müzakereler başlayınca bu plan durduruldu. Trakya'daki görevini sürdürürken meclis seçimlerine katıldı ve II. dönem meclis seçimlerinde İstanbul milletvekili seçildi. 8 Ekim 1923 tarihinde ordudaki görevi sona erdikten sonra milletvekilliği görevine devam etti.

    Millî Mücadele sonrasında köklü ve hızlı devrim hareketlerinden rahatsızlık duyan Refet Bey, 9 Kasım 1924 tarihinde Halk Fırkası'ndan istifa etti. 17 Kasım tarihinde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer aldı. Mustafa Kemal Büyük Nutkunda sık sık İstiklal Savaşı'nı birlikte başlattıkları Ali Fuat Paşa, Kâzım Karabekir ve Rauf Orbay gibi kendisini de eleştirdi. 1922-1923 yıllarında Sovyetler Birliği'nin Ankara büyükelçisi Semyon Aralov yazdığı kitabında Rauf Orbay ve Refet Bele'nin Sovyetlere karşı olup komprador burjuvazinin temsilcisi olduğunu yazdı.

     Partinin kapatılmasından sonra, Atatürk'e karşı yapılan İzmir Suikastı girişimi nedeniyle kendisi de Ali Fuat Paşa, Kâzım Karabekir ve Rauf Orbay ile birlikte tutuklandı, Refet Paşanın tutuklanma nedeni suikastın en önemli organizatörlerinden İzmit milletvekili Şükrü Bey'in tutuklanmasından hemen sonra Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucularının Refet Paşa'nın evinde buluşmasıdır. Refet Paşa mahkemede, Şükrü Bey'in milletvekili olarak tutuklanmasının önemli bir konu yüzünden olabileceğini düşündükleri için bu toplantıyı yaptıklarını söyledi. Yargılandığı İstiklal Mahkemesi'nden beraat etti. Refet Paşa İstanbul'da Kalamış'taki köşkünde oturuyordu.

 

    1 Kasım 1926 tarihinde milletvekilliğinden istifa etti. 8 Aralık 1926 tarihinde kendi isteğiyle askerlikten emekliye ayrıldı. 1935 yılına kadar siyasetten uzak kaldı. II. Dünya Savaşı başlamadan önce İsmet İnönü, Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasetini eleştirdikleri için anlaşmazlığa düştüğü silah arkadaşları ile temasa geçip ılımlı siyaset izlemeye başladı. 1939 seçimlerinde Kılıç Ali ve Şükrü Kaya gibi Mustafa Kemal Atatürk'ün yakın çalışma arkadaşları TBMM'ye giremezken Kâzım Karabekir, Hüseyin Cahit Yalçın, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy gibi muhalifler İsmet İnönü'nün yeni siyaseti ile TBMM'ye girdi. VI., VII., ve VIII. Dönemlerde de İstanbul Milletvekili seçilerek TBMM'deki yerini 1950'ye kadar korudu. 8 Nisan 1950 tarihinde Beyrut'taki Birleşmiş Milletler Ortadoğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı Türkiye Delegeliğine atandı. 22 Şubat 1961 tarihinde bu görevden ayrıldı. Lübnan'da "El Pasha" lakabı ile tanındı. 1949 yılında Perihan Hanım ile evlendi. Birleşmiş Milletler ’de görev yaptığı 1953 yılında dünyaya gelen Zeynep Asuman Begüm adlı bir kızı vardır. Ölümünden birkaç gün önce geçirdiği beyin kanaması sonucu 2 Ekim 1963 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetti. Kabri İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'ndadır. Kendisinin vasiyeti ve ailesinin isteğinden dolayı kabri Devlet Mezarlığı'na nakledilmedi. Perihan Bele ile evli ve Asuman Begüm İlban'ın babasıydı.

 

    KAYNAKÇA

    T.C. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Yayınları, Türk İstiklâl Harbine Katılan Tümen ve Daha Üst Kademelerdeki Komutanların Biyografileri, Genelkurmay Başkanlığı Basımevi, Ankara, 1972, s. 91.

    Halit Kaya, Refet Bele’nin Askeri ve Siyasi Hayatı, Ankara Üniversitesi İnkılap Tarihi Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008

Read More

15 Şubat 2021 Pazartesi

Türk Anayasalarına Göre Cumhurbaşkanının Görev ve Yetkileri

Şubat 15, 2021 0

 

               

Türk Anayasalarına Göre Cumhurbaşkanının Görev ve Yetkileri

                                     

M. Mine ÇUHADAR
Kırıkkale Üniversitesi
Tarih Bölümü


           GİRİŞ

 İlk Türkler devleti adalet üzerine kurmuştur. Devlet yöneticileri ülke içinde adaleti sağlamayı önemli bir yükümlülük olarak kabul ederken halkın devlet adamlarında aradığı ilk özellik ise herkese adil davranmaları olmuştur. lk Türk devletlerinde kağanlar yönetme yetkisini sadece kendi devletlerinde değil yeryüzündeki bütün insanlar üzerinde kullanmışlardır. Bu doğrultuda kağan, hâkimiyeti altına alarak yönettiği bütün insanları adaletli bir yönetim ile huzur, refah ve barış ortamında yaşatmayı görev olarak kabul etmiştir. “Türk cihan hâkimiyeti” olarak adlandırılan bu görev ilk Türk devletlerinden başlayarak süreklilik arz eden millî bir ülkü hâline gelmiştir.

 Devlet düşüncesi halkın bağımsızlığı için kutsal bir kavramdı ve devletin bağımsızlığının kaybedildiği dönemlerde Türk halkı esaret altında yaşamamak için canına kıymış ya da göç etmiştir. Türklerde devlet kurma düşüncesi her dönem kendisini göstermiş, yıkılan Türk devletlerinin yerine yenileri kurulmuştur.[1]

Devlet, milletin töresini yürütmek üzere, kut kazanmış iktidarlar tarafından yönetilen, milletin teşkilatlanmasıdır. Türk devlet geleneğinde meşruiyet bağlamında iki kavram öne çıkmaktadır: Töre ve Kut. Milleti ayakta tutan gücün töre olduğu; devletten önce geldiği Orhun Bengütaşları’ndan bugüne bilinir. Bir deyimimiz bunu çok güzel ifade eder, “il gider, töre kalır. Yani töre olduğu sürece devletin yeniden kurulabileceği, töreyi korumak olduğu esas alınır. Devletin varlık sebebi de esasen töreyi yürütmektir. Törenin temel değerleri vardır. Adalet, ahlak, bilgelik, cömertlik, yiğitlik vb. değerleri şahsında meczedebilen kimse “kut” kazanmış sayılır. Kut kazanmak, liyakat kesbedebilmek veya layık olma erdemi şeklinde tanımlanabilir. Dolayısıyla Türk devlet geleneğinde meşruiyet kut kazanmak şeklinde tecelli eden, törenin öngördüğü değerleri taşımak ve sürdürmek esasına bağlanmıştır.[2]


 

1921-1924-1961 ANAYASALARINA GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI

 

    1921 ANAYASALARINA GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ  ve SORUMLULUKLARI

         1921 anayasası Meclis hükümet sistemini benimsediği için Cumhurbaşkanlığı makamı ve de meclis dışında yürütmeyi elinde bulunduran bir güce yer vermemiştir. Milli Mücadele yılları devam ediyor bir yanda Osmanlı Devleti bir yanda Türkiye Devleti ikiside devam ediyordu. Milli Mücadelenin başarıya ulaşması ve 1922 yılında Saltanatın kaldırılması ile 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan ediliyordu. Yine mevcut anayasa değiştirilmeden eklenen madde ile Cumhurbaşkanlığı makamı ihdas ediliyordu[7].

1921 Anayasasına 29 Ekim 1923’te eklenen üç madde ile gün ve 364 sayılı Teşkilat-ı Esasiye Kanunun bazı maddelerinin tavzihken tadiline kanun ile Cumhuriyet ilan edilmiş ve Cumhurbaşkanlığı makamı kabul edilmiştir. Bu Değişikliğe göre;

Madde 1: Devletin şekli cumhuriyettir.

Madde 10:TürkiyeCumhurbaşkanı, TBMM’nin üyelerinin tamamı tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim devresi için seçilir ve tekrar seçilmesi caizdir[8].

Burada görüldüğü gibi Cumhurbaşkanlığı seçimi için herhangi bir sınır konmamıştır. Daha sonra 1961 yasasında Cumhurbaşkanlarının seçilme sayısına sınır getirildiğini görüyoruz. Yine seçim süresi belirtilmediğini görmekteyiz. Ancak bu sürenin daha sonra düzenlemeler ile dört yıl olarak belirlendiğini biliyoruz.

Madde 11: Cumhurbaşkanı, Devletin başı olarak lüzum gördükçe Meclise ve bakanlar kuruluna başkanlık edebilecektir[9].

Madde 12:Cumhurbaşkanı, Meclis üyeleri arasından başbakanı seçecektir. Diğer bakanlar yine meclis üyeleri arasından başbakan tarafından seçildikten sonra Bakanlar Kurulunun tümü, Cumhurbaşkanı tarafından seçildikten sonra Bakanlar Kurulunun tümü, Cumhurbaşkanı tarafından Meclisin onayına arz olunur. Meclisin onayını alamayan Bakanlar Kurulu düşer[10].

 

1924 ANAYASALARINA GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI

1924 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı bir seçim devresi yani dört yıl için TBMM’ce seçiliyordu. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için TBMM üyesi olmak yeterli sayılıyordu. Cumhurbaşkanı hastalık ve ülke dışında bulunması, vefat veya istifa gibi hallerde Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumunda Cumhurbaşkanlığı görevini vekâleten TBMM Başkanı tarafından yürütüleceği hükmü getirilmişti. Cumhurbaşkanlığı için sefer aday olup seçilme imkânı mevcuttur. 1924 Anayasasında izlerini görmek mümkündür. Yani meclis hükümet sistemi benimsenmiştir. Anayasaya göre egemenliğe giren yetkilerin birbirinden ayrılması, bunlar arasında denge diye birşey yoktur. Yasama yetkisi ile yürütme yetkisi, milletin yegane temsilcisi olan ve millet adına egemenlik hakkını kullanan Büyük Millet Meclisin de toplanmıştır.

Anayasanın yürütme yetkisini, Millet Meclisi’nin yetkisi dışında kalan bir salahiyet olarak karşılamamıştır. Anayasaya göre TBMM’ni yasama yetkisini direk olarak kullanabilir, yürütme yetkisini ise kendi içerisinden tayin ettiği Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu kanalıyla dolaylı olarak kullanabiliyordu. 1924 anayasasın da yer alan hükümlere göre, Cumhurbaşkanı gerek yürütme görevi ile ilgili yetkilere ve gerekse bu görevle ilgisi bulunmayan çeşitli imkânlara sahiptir. Cumhurbaşkanı yürütme ile ilgili görevleri sadece kendisi tek başına kullanmayı o yetkileri ilgili olan bakanlar kurulu üyesi bakanlarla birlikte kullanmaktadır. Bu gibi işlemleri Başbakan ve ilgili bakanın imzalı kararnamesi ile gerçekleştirmektedir. Böylece doğabilecek sorumluluk ilgili kararnamedeki imzası bulunan kişilere aittir.

Çünkü Cumhurbaşkanı vatana ihanet suçu dışında hiç bir sorumluluğu yoktur. Meclisin tatili esnasında lüzum görürse meclisi toplantıya çağırma Merasim-i Mahsusada (Özel Merasimlerde) Millet Meclisine başkanlık etme, her yıl meclisin yeni çalışma döneminin açılış konuşmasını yapma, Başbakanı tayin edip Başbakan tarafından atanan Bakanları onaylama, Yabancı Devletler nezdinde Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi temsilcilerinin tayini ve yabancı devletlerinin siyasi temsilcilerini kabul ve bazı yüksek memurları atamalarını yapmak gibi yetkileri bulunmaktaydı. Bu yetkilerin bundan sonraki tüm anayasalarda yer aldığını görüyoruz.[11]

1924 Anayasası getirdiği hükümlerle Cumhurbaşkanını Meclis karşısında bir kuvvet, bir güç olarak değerlendirmiştir. Böyle bir güç olabilmesi için gerekli yetkiler tanınmamıştır. Sadece kanunları bir defa daha müzakere için meclise sevk yetkisi verilmiştir. Bu yetki yeterli olan bir yetki değildir. Cumhurbaşkanına verilen Başbakanı atama, Bakanlar Kurulunu tasdik etme yetkisi aktif rol oynamasına sebep olmuştur. Çünkü Bakanlar Kurulunun teşkili parlamento için önemli bir husus olup partileri yakından ilgilendiren bir konudur. Uygulamalar göstermiştir ki 1924 Anayasası ile Cumhurbaşkanı ülkedeki siyasal gelişmelerde aktif rol oynamıştır. Gerek tek partili dönemde, gerek çok partili dönemde Cumhurbaşkanının, aynı zamanda partilerin de lideri olması ve sıkı parti disiplini ile meclisteki guruplarınahâkim olması ile Cumhurbaşkanı, anayasanın özünde var olan yasamanın yürütmeye etkinliğini tesirsiz bırakmışyürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı yasamaya karşı etkin bir rol oynamıştır.[12] Görüldüğü gibi 1924 Anayasası devlet başkanı olarak Cumhurbaşkanına çok sınırlı yetkiler tanımıştır[13].

 

    1961  ANAYASALARINA GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI

 1961 Anayasası Cumhurbaşkanlığı kurumunu “yürütme” ye ayırdığı bölümde özel olarak düzenlemiştir. Parlamenter bir rejim karan 1961 anayasasında yürütme iki başlıdır. TBMM’ne karşı sorumsuz bir Cumhurbaşkanının yanı sıra, TBMM’nin denetimine tabi ve TBMM’ne karşı siyasal sorumluluğu olan bir Bakanlar Kurulu bulunuyordu. Bu özellik (sorumsuz Cumhurbaşkanı) parlamenter sistemin özelliğidir.  Yine 1961 Anayasası ile getirilen adaylık için sınırlama ve seçilenin partisinden istifa etmesi gibi özellikler yeni Anayasanın getirdiği parlamenter rejimdeki Cumhurbaşkanlığı statüsüne ait özelliklerdir.

 1961 Anayasası’nda durum önceki Anayasalara göre tümüyle değişmiştir. Artık TBMM, ulusal egemenliği doğrudan doğruya kullanabilen tek organ değildir. Anayasanın 4. Maddesine göre: “ Millet egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.” Cumhurbaşkanı da bu yetkili organlardan biridir[14]

Madde 97:Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatı ile Türkiye Cumhuriyetini ve milletin birliğini temsil eder.

Madde 95/1: TBMM kırk yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim görmüş kendi üyeleri arasından, üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla yedi yıllık bir süre için seçilir. İlk oylamada çoğunluk sağlanmazsa salt çoğunlukla yetinilir.

Madde 95/2:1961 Anayasası önemli bir yenilikle seçimin TBMM ve Cumhuriyet Senatosu yani her iki meclisin birleşik toplantısında mevsuf bir çoğunluk tarafından gizli oyla seçilmesi hükmünü getiriyor. Yine aday olabilmek için yükseköğrenim şartı ve kırk gibi olgunluk çağında olma özelliği aranmaktadır. Şahsi iktidar imkânlarını ortadan kaldırmak için Cumhurbaşkanının yedi yıllık bir süre için seçileceği ve arka arkaya kaidesi konmuştur[15].

1921-1924 Anayasalarında olmayan maddeler vardır.40 yaş şartı ile üniversite şartı getirilmiştir.Seçilme sayısı bir defa ile sınırlı kalıyor.

Madde 95/3:Cumhurbaşkanının tarafsız olabilmesi için Cumhurbaşkanı seçilenin partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sıfatı sona erer.

Cumhurbaşkanı’nın görevi Türkiye Cumhuriyetini ve Milletin birliğini temsil etmektir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı sembolik olarak başkomutanlığı da temsil eder. Yine 1924 anayasasında yer alan TBMM’ni toplantıya çağırmak ve kanunları yayınlamak, on gün içerisinde incelemek onaylamak ya da onaylamadan göndermek gibi yetkileri 1961 anayasasında yerini almıştır.[16].

Daha önceki Anayasalarda olmayan 1961 Anayasasında yapılan bir değişiklik ise TBMM’nin yenilenmesi yetkisidir.Parlamenter sistemde Meclisin hükümeti yani yürütme organını denetleme hatta icraatına son verme yetkisi mevcuttur. Buna karşılık hükümetinde meclise karşı fesih yetkisi mevcuttur.(Madde: 108)

“... On sekiz aylık süre içinde Bakanlar Kurulu iki defa düşmüş ve üçüncü defa güvensizlik oyu verilmiş olursa, Başbakan Cumhurbaşkanından TBMM seçimlerinin yenilenmesini isteyebilir. Bu istek üzerine Cumhurbaşkanı Meclis Başkanına danışarak seçimleri yenileyebilir.[17]

Anlaşmaları onaylamak ve yayınlamak. (Madde 65). Anlaşmaları onaylama ve yayınlama yetkisinin de 1961 Anayasası ile Cumhurbaşkanına verilen yeni bir yetki olduğunu görmekteyiz.

Anayasa Mahkemesine iptal davası açmakta 1961 Anayasası ile getirilen yeniliklerden bir tanesidir. Anayasanın 97. Maddesi Özel ve Af alan etme yetkisini Cumhurbaşkanına verdiğini görüyoruz. 1924 Anayasasında olan Bakanlar Kuruluna başkanlık eder ilkesi 1961 anayasasında tekrar edilen maddelerden bir tanesinin olduğunu görüyoruz. 1921 ve 1924 Anayasalarında olmayan Milli Güvenlik Kurulu (MGK)’ya da başkanlık etme yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiştir.

Çeşitli kuruluşlara üye seçimi. Hükümete üye seçimi. Senato konusunu yukarda açıklamıştık. Bu görev Anayasanın 102/2 maddesine göre Cumhurbaşkanına verilmiştir. 1961 Anayasasına göre Cumhurbaşkanının Başbakanı parlamentodan yani Türkiye Millet Meclisi veya Cumhuriyet Senatosundan seçmesi belirtilmiştir. Atanan Başbakanın Millet Meclisinden ya da Cumhuriyet Senatosundan olması arasında fark yoktur. Yeterki atanan şahıs TBMM’nin güvenine mazhar olsun ve meclisi arkasından sürükleyecek nitelikte bulunsun[18].

Madde 102/3: Bakanların Atanması

Madde 97/2: Diplomatik Temsilci gönderme ve kabul etme. Dış Ülkelerin Diplomatik Temsilcilerini kabul etme.

Madde 110/4: Genel Kurmay Başkanını Atama. TSK’nınresmen ve fiilen başı Genel Kurmay Başkanıdır. Genel Kurmay Başkanını Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Kuvvet komutanlığını asaleten yapmış general ve amiraller Genel Kurmay Başkanlığına atanabilir[19].

Madde 141 ve 145: Yargı organları ile ilgili atamalar. Yine Askeri Yargıtay’a üye seçmekte 1961 Anayasasının Cumhurbaşkanlığı makamına verdiği yetkiler arasındadır.

Sonuç olarak 1961 Anayasasında Cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluklarını incelediğimiz vakit bize sistemde Cumhurbaşkanın yeri neresidir sorusu aklımıza geliyor. Bu anayasaya göre uzmanlar şöyle bir saptama yapmışlardır:

Cumhurbaşkanının ikili bir niteliği vardır. Hem devlet başkanıdır, hem de yürütmenin başıdır. Yürütmenin başı olarak sahip olduğu tüm görev ve yetkilerde, hükümete tabi durumdadır. Buna karşılık, devlet başkanı olarak, anayasanın koyduğu sınırlar içinde serbest bir hareket alanına sahiptir[20].

 

 

    1982 ANAYASALARINA GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI

1982 Anayasası, devletin temel kuruluşunu ve temel hakları ana hatlarıyla belirleyen bir “çerçeve anayasa” değil, her şeyi her ayrıntısına kadar düzenlemek isteyen bir “düzenleyici anayasa” dır.1982 Anayasası siyasal sitemde ortaya çıkan tıkanıklıkları giderici çözüm yolları öngörmüştür.

 Cumhurbaşkanına belli şartlarda Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimlerini yenileme yetkisi verilmiştir. Bu yolla, belli süre içinde hükûmetin kurulamamış olması nedeniyle ortaya çıkan kriz çözülebilecektir. 1961 Anayasasında benzer bir hüküm olsaydı, 1970’li yıllarda ortaya çıkan birçok hükûmet krizi çözülebilecektir 1961 Anayasası döneminde Cumhurbaşkanı seçiminde tıkanıklar ortaya çıkmıştır. 1980’de Cumhurbaşkanı altı ay boyunca seçilememişti. Cumhurbaşkanının seçiminde tıkanıklığı önleyici 102’nci maddede şu hüküm getirilmiştir: “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir... En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir, üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. Bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır. Bu oylamada da üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir”. Bu hüküm sayesinde, 1961 Anayasası döneminde görüldüğü gibi Cumhurbaşkanının seçilememesi şeklinde bir tıkanıklığın ortaya çıkması mümkün değildir.[21]

 1961-1982 ANAYASALARININ KARŞILAŞTIRILMASI

Türk anayasa hukuku kitaplarında yapılış süreçleri itibarıyla 1961 Anayasası ile 1982 Anayasasını karşılaştırmak adet olmuştur.

A. BENZERLIKLERI

Ergun Özbudun’u izleyerek bu iki Anayasanın hazırlanması konusunda benzerlikleri şu şekilde saptayabiliriz.

1. Her iki Anayasa da askerî müdahaleler sonucu hazırlanmıştır.

2. Her iki Anayasa da, bir kısmı askerî müdahaleyi yapan bir kuruldan (Millî Birlik Kurulu ve Millî Güvenlik Konseyi), diğer kısmı ise sivillerden (Temsilciler Meclisi ve Danışma Meclisi) oluşan Kurucu Meclisler tarafından yapılmıştır.

3. Her iki Anayasanın hazırlanmasında da Kurucu Meclisin sivil kanadı (Temsilciler Meclisi ve Danışma Meclisi) seçimle oluşmamıştır.

4. Her iki durumda da, Kurucu Meclis tarafından hazırlanan Anayasa, halk oyuna sunulmak suretiyle kesinleşmiştir.

5. Her iki durumda da sivil kanadın (Temsilciler Meclisi ve Danışma Meclisi) Bakanlar Kurulunun kurulması ve düşürülmesine ilişkin yetkileri yoktur.[22]

B. FARKLARI

Yine Ergun Özbudun’u  izleyerek bu iki Anayasanın hazırlanmasındaki farkları ise şu şekilde sayabiliriz

1. 1961 Temsilciler Meclisi, 1982 Danışma Meclisine oranla daha temsili niteliktedir.

2. Temsilciler Meclisinde kapatılan Demokrat Parti dışındaki iki parti (CHP ve CKMP) Anayasanın hazırlanmasına katılmışlardır. Oysa 1982 Anayasasının hazırlanmasına hiçbir siyasal parti katılmamıştır. Zira, Danışma Meclisine üye olmanın bir koşulu 11 Eylül 1980 tarihinde herhangi bir siyasî partinin üyesi olmamaktır.

3. 1961 Anayasasında halkoylamasına sunulan metnin kabul edilmemesi durumunda ne yapılacağı belirtilmişti. Bu durumda yeni Temsilciler Meclisi seçilecek, Anayasa hazırlama çalışmalarına tekrar başlanacaktı. 1982 Anayasasının hazırlanması sisteminde ise, halkoylamasına sunulan Anayasanın reddi halinde ne olacağı belirtilmemiştir. Bu nedenle tasarı reddedildiğinde askerî idarenin bir süre daha sürme düşüncesinin akla geldiğine işaret edilmiştir.

4. 1961 halkoylamasında Demokrat Parti dışında siyasal partiler kamuoyu oluşturulmasında aktif rol oynamışlardır. Oysa 1982 Anayasasının oylanmasında siyasal partilerin bir rolü olmamıştır.

5. 1961 halkoylamasının aksine, 1982 halkoylamasında Anayasanın kabulü, Cumhurbaşkanının seçimiyle birleştirilmiştir. 1982 Anayasasının geçici birinci maddesine göre “Anayasanın, halkoylaması sonucu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olarak kabul edildiğinin usûlünce ilânı ile birlikte, halkoylaması tarihindeki Millî Güvenlik Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak, yedi yıllık bir dönem için, Anayasa ile Cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır”.[23]

 

        CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ

16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği ile anayasal altyapısı hazırlanan ve 24 Haziran 2014 tarihinde yapılan seçimlerle fiili olarak başlayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin öncelikle Türkiye’nin tarihsel koşullarının bir ürünü olduğunu belirtmek gerekir. Özellikle Türk siyasal yaşamında liderlik özelliği ile ön plana çıkan siyasal liderlerin geçmişte dile getirmiş olduğu bu sistem önerisinin kabulü bu tarihsel koşullarla birlikte değerlendirilmelidir. Kuşkusuz yeni sistem önerisi ile birlikte karşılaşılan en temel eleştiri bu değişikliğin bir siyasal rejim değişikliğine yol açma olasılığı üzerine olmuştur. Ancak Anayasanın Devletin şeklini düzenleyen ilk üç maddesi ile bunu güvence altına alan 4. maddesinde bir değişiklik olmadığına göre, bölgeler veya iller düzeyinde siyasal özerkliğe yol açacak ve yasama gücü olan yerel parlamentolar kurulmadığına göre ve son olarak yalnızca yürütmeye ilişkin değişiklikleri içeren bir düzenleme olduğuna göre siyasal rejim tartışmalarının yersiz olduğu belirtilebilir. Bu anlamda Türkiye’nin yeni hükümet sistemini, halk tarafından seçilen bir devlet başkanına dayalı olan, parlamenter sistemde bulunan ve siyasal sorumluluğu olan bir hükümetin bulunmadığı, üniter devlet yapısı esasına dayalı bir hükümet sistemi olarak nitelendirmek doğru bir yaklaşım olacaktır.[24]

 

    CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİNDE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI(104.Madde)

Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder. Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar. Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir. Kanunları yayımlar. Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar. Cumhurbaşkanı Yardımcıları ile Bakanları atar ve görevlerine son verir.

Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler. Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder.

Milletlerarası antlaşmaları onaylar ve yayımlar. Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar. Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir. Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.

Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.

Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir.Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer. Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.

 

 SONUÇ

Türk devlet geleneğinin temel kavramlarından töre; sosyal hayatı düzenleyen, geleneğe dayalı ‘mecburî’ kaideler bütünüdür. Milleti ayakta tutan gücün töre olduğu Orhun Bengütaşları’na kazınmıştır: “Türk Milleti öleceksin” vurgusunun sıkça yapıldığı metinde; yok oluştan kurtuluşun töreye uymakla; milli kültürü korumak, yani “Ötüken Ormanı’nda oturmakla” mümkün olacağı ifade edilmiştir. Töre adalettir. “Zulüm yanar ateştir, yaklaşanı yakar; kanun sudur, akarsa nimet yetişir.” “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!’’ sözünde dile getirilen halk, devleti yaşatan ve kağanı başarılı kılan en önemli unsurdur. İlk Türklerde ferdin adaletle yönetilmesi ve ekonomik olarak rahat bir yaşantıya sahip olması esastır .

Cumhuriyet döneminde de her cumhurbaşkanlığı seçimleri sorun olmuştur. Hatta 1980’de meclisin cumhurbaşkanı seçememesi askerin darbe yapması için sebep olmuştur. 1924 anayasasın da yer alan hükümlere göre, Cumhurbaşkanı gerek yürütme görevi ile ilgili yetkilere ve gerekse bu görevle ilgisi bulunmayan çeşitli imkânlara sahiptir. Cumhurbaşkanı yürütme ile ilgili görevleri sadece kendisi tek başına kullanmayı o yetkileri ilgili olan bakanlar kurulu üyesi bakanlarla birlikte kullanmaktadır. Askeri darbe ürünü olan 1961 ve 1982 anayasalarında Cumhurbaşkanının tarafsızlığına vurgu yapılmaktadır.

yaklaşık 20 defa değişen 1982 anayasası 2007 değişikliği ile siyasi partilerin aday göstermesine müsaade etmiştir. Sadece bununla kalmadığı gibi seçim kampanyasıiçinde maddi desteğe ihtiyaç duymak zorundadır. Yani aday olabilmek için sizi aday gösterecek bir siyasi organizasyona ve kampanyanızı yürütecek paraya ihtiyacınız var. En son Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle tarafsızlık ortadan kalkmış TBMM’nin yetkisi KHK ile azaltılmıştır. Artık Cumhurbaşkanlığı makamları siyasi bir makam haline gelmiştir.


 

                                                    KAYNAKÇA

Abdullah Demir, “Hukuk Tarihimiz Açısından Fatih Sultan Mehmet”, 1. Türk Hukuk Tarihi Kongresi Bildirileri, 12 Levha, İstanbul, 2014

A.Menaf Turan, Türkiye’nin Yeni Yönetim Düzeni: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, dergipark

Ahmet Kerse, “Türkiye’de 1961 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı”, Sümer, İstanbul, 1973

Bahaattin Ögel, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, 2020

Cem Eroğul, “Cumhurbaşkanının Denetim İşlevi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Ankara, 1978

Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988

İsmail Göktürk’’Temel Kaynaklardan Hareketle Türk Devlet Geleneğinde Meşruluğun Dayanakları’’dergipark

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.93-103

Özkan Gökcan, “Machıavellı ve Nizamülmülk’te Devlet Yönetimi: Hükümdar (Prens) ve Siyasetname Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz”, Munzur Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 6,  Cilt: 6, Sayı: 12, 2018

Şafi Tekin, “Türklerde Devlet-Kimlik İlişkisi: Devlet Kimliği”, Milliyetçilik Araştırmaları Dergisi,Cilt: 1 Sayı: 2, Edirne, 2019



[1] Şafi Tekin, “Türklerde Devlet-Kimlik İlişkisi: Devlet Kimliği”, Milliyetçilik Araştırmaları Dergisi,Cilt: 1 Sayı: 2, Edirne, 2019, s. 99-100

[2] İsmail Göktürk’’Temel Kaynaklardan Hareketle Türk Devlet Geleneğinde Meşruluğun Dayanakları’’dergipark

[3]  İsmail Göktürk’’Temel Kaynaklardan Hareketle Türk Devlet Geleneğinde Meşruluğun Dayanakları’’dergipark

[4] Bahaattin Ögel, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s.65

[5] Özkan Gökcan, “Machıavellı ve Nizamülmülk’te Devlet Yönetimi: Hükümdar (Prens) ve Siyasetname Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz”, Munzur Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 6,  Cilt: 6, Sayı: 12, 2018, s.37-39

[6] Abdullah Demir, “Hukuk Tarihimiz Açısından Fatih Sultan Mehmet”, 1. Türk Hukuk Tarihi Kongresi Bildirileri, 12 Levha, İstanbul, 2014, 118-119

[7] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S. 2

 

[8] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S. 2

 

 

 

 

[11] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S. 7

 

[12] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S. 7-10

 

[13] Cem Eroğul, “Cumhurbaşkanının Denetim İşlevi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Ankara, 1978, s. 39

[14] Cem Eroğul, “Cumhurbaşkanının Denetim İşlevi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Ankara, 1978, s. 39

[15] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S.11

[16]  Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S.12

[17]  Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S.14

[18] Ahmet Kerse, “Türkiye’de 1961 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı”, Sümer, İstanbul, 1973, s. 103

[19]  Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988 s. 17

[20]Eroğul, “Cumhurbaşkanının Denetim İşlevi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Ankara, 1978,s 57

[21] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.93-103

[22]  Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.93-103

[23] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.93-103

[24] A.Menaf Turan, Türkiye’nin Yeni Yönetim Düzeni: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, dergipark

Read More

Post Top Ad

Your Ad Spot