Post Top Ad
9 Mart 2022 Çarşamba
11 Ekim 2021 Pazartesi
16 Temmuz 2021 Cuma
Kurtuluş Savaşında Bir Komutan REFET BELE
![]() |
| Refet (Bele) Paşa |
Kurtuluş Savaşında Bir Komutan REFET BELE
Akademi Tarih olarak siz değerli takipçilerimize bu hafta
tanıtacağımız kişi Milli Mücadele’nin beş önemli komutanlarından Refet Bele
(Paşa).
1881 yılında Selanik'te doğdu. Babası Mehmet Servet Bey, annesi
Emine Adviye Hanım'dır. Selanik'te yaşayan Rumeli kökenli bir aileye mensuptu.
Soyadı Kanunu'ndan sonra aldığı Bele soyadı, Bulgaristan’da dedesi Beleli
Mehmet Bey'in sahip olduğu Bele kasabasından gelmiştir. Balkanlar'daki
karışıklılar nedeniyle İstanbul'a gelen ailesi, bebekliğinde Selanik'e geri
dönmüşlerdi. İlk ve orta öğrenimini İstanbul ve Selanik'te tamamladıktan sonra
girdiği İstanbul'daki Harp Okulu'nda ileride Kurtuluş Savaşı'nın lideri olacak
kişilerle birlikte okudu.
1898 yılının sonunda piyade teğmen rütbesi ile mezun olup 3.
Ordu emrine verildi. 1903 yılındaki Bulgar ayaklanmasının bastırılmasında rol
aldı. 1903 yılında üsteğmen, 1906 yılında yüzbaşı oldu. 1908 yılında Hareket
Ordusu Jandarma Taburu'na komuta etti. Bu dönemde İttihat ve Terakki Cemiyeti
üyesi oldu. İttihat ve Terakki'nin kurucularından Talat Paşa'nın en yakın
arkadaşlarındandı. 31 Mart İsyanı'ndan sonra toplanan İttihat ve Terakki
Kongresi'nde cemiyetin siyasi parti haline gelmesi ve askerin politikadan
çekilmesi gerektiğini savunan Mustafa Kemal'i destekledi.
Ekim 1909 tarihinde başladığı Harp Akademisi’ne devam
ederken önce Trablusgarp Savaşı'na sonra Balkan Savaşı'na katıldı. 1 Kasım 1912
tarihinde Harp Akademisi'ni birincilikle bitirip Genelkurmay Karargâhı'na
atandı ve 1914 yılında I. Dünya Savaşı'na katıldı. Savaşta Sina-Filistin
Cephesinde, özellikle İkinci Gazze Muharebesi'nde büyük yararlıklar gösterdi,
birçok madalya ve nişan kazandı. Savaşın son günlerinde Dâhiliye Vekili Sina'da
başarı göstermiş olduğu için onun Jandarma Umum Kumandanı olmasını önerdi.
Yıldırım Ordular Grubu komutanı Liman von Sanders, bir İngiliz saldırısı
beklediği için onu göndermedi.
Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra İstanbul'a
dönebildi. Üstlendiği Jandarma Genel Komutanlığı görevi, ülkeyi bir arada
tutmaya çalışırken jandarmayı alternatif bir güç olarak gören milliyetçi
subaylar için önemliydi. İstanbul'un asayiş sorunu ile ilgilenirken bir yandan
da Anadolu'ya silah gönderdi. Ahmed İzzet Paşa Kabinesinin kurulduğu bu günlerde;
İstanbul'da kasten bir anarşi ortamı oluşturarak bir asayiş problemi ortaya
çıkarmak ve dıştan yapılacak bir müdahaleye zemin hazırlanmak isteniyordu 19
Ocak 1919’da VI. Mehmed'in ve Damat Ferid Paşa'nın işine gelmediği için
görevinden azledildi. Jandarma Umum Kumandanı olarak görev yaptığı günlerden
itibaren, Millî Mücadele planları için Mustafa Kemal Paşa'nın evinde yapılan
toplantılara katılmaktaydı. Mustafa Kemal, Ali Fuat, Rauf, Kâzım Karabekir
Beyler ile birlikte "Kurtuluş Savaşı'nın İlkleri" diye anılan grubun
parçası oldu. Bu toplantılarda Anadolu'daki gücün başına Mustafa Kemal Paşa'nın
geçmesini önerdi.
16 Mayıs 1919 tarihinde, 3. Ordu Müfettişi göreviyle ve Türk
Kurtuluş Savaşı'nı başlatma maksadıyla Anadolu'ya giden Mustafa Kemal Paşa ile
birlikte Bandırma Vapuru'na binerek Samsun'a gitti. Bu yolculuğa katılmasını
Mustafa Kemal Paşa istemişti. Gidiş izni yoktu ancak 15 Mayıs 1919 tarihinde
İngilizlerden vize alabildi. Mustafa Kemal Paşa'ya İngilizlerin gemiyi
batıracağını söyledi. 17 Mayıs tarihinde kendisi de 9. Ordu'ya bağlı, karargâhı
Sivas'ta bulunan 3. Kolordu Komutanlığı ile görevlendirildi. Samsun'a vardıktan sonra başlatılan Millî
Mücadele'nin gerekçesini, amacını, yöntemini açıklayan bir belge niteliğindeki
Amasya protokolünün hazırlandığı toplantılara katıldı. 21 Haziran 1919
tarihinde gizli bir genelge ile duyurulan protokolde imzası olanlardan
birisiydi.
Amasya Genelgesi'nin imzalanmasının ardından Mustafa Kemal
ve Rauf Bey ile birlikte Sivas'a gitti. Diğerleri Erzurum Kongresi'ne katılmak
için yola devam ederken Sivas Kongresi hazırlıklarını tamamlamak için bu
şehirde kaldı. İngilizlerin Temmuz ayı
başında Samsun bölgesine asker çıkarmaları üzerine Kavak civarına topçu birliği
yerleştirip savaş düzeni almasıyla bu harekâtı durdurdu. Harbiye Nezareti'nden
kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'nın emirlerini dinlememesi
gerektiğini aksi halde bu durumun İngilizlere işgal hakkı tanıyacağını bildiren
telgrafa uzun bir yanıt vererek "Mustafa Kemal'in Erzurum'da olduğunu,
onun bu durumla ilişkisi olmadığını, bunun yurtsever herkesin yapacağı bir
hareket olduğunu" bildirdi. 13 Temmuz 1919 tarihinde Takvim-i Vekayi'de
yayımlanan yazı ile ordudaki görevinden alındı. Görevden alınacağını hisseden
Refet Bey ise 12 Temmuz tarihinde Kavak’tan gönderdiği telgrafla istifasını
bildirmişti. Böylece 3. Kolordu Komutanlığı görevini yerine atanan Miralay
Selahattin Bey'e devretti.
Batı Anadolu Kuvâ-yi Milliyesi'nin komutanlığına Ali Fuat
Paşa atanmıştı. Ali Fuat Paşa da efeler tarafından idare edilmekte olan Aydın
Kuvâ-yi Milliyesi'ni idare edecek bir komutan ihtiyacını hissederek bu göreve
Refet Bey'i önerdi. Konya'da bulunan Refet Bey, Heyet-i Temsiliye tarafından Aydın
ve Salihli cephesine komutan olarak gönderildi. "Nazilli Komutanı Servet
Bey" kod adı ile Nazilli'ye yerleşti. Cephede Demirci Mehmet Efe'nin
Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye'ye karşı tereddütlerini giderip Kuvâ-yi
Milliye taraftarı olmayan danışmanlarını görevden almasını sağladı. 1920
başlarından itibaren fiilen 23. ve 57. tümenlere komuta etti. Bu görevi Düzce
Ayaklanmasına kadar devam ettirdi. Bir yandan da İstanbul'dan Anadolu'ya silah
ve mühimmat kaçırılması, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah
ve mühimmatın Kuvâ-yi Milliye'ye kazandırılması ile ilgilendi.
Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı seçimleri sırasında İzmir
milletvekili olarak seçildi ancak rahatsızlığını ileri sürerek İstanbul'a
gitmedi. İstanbul'un işgali ve Mebusan Meclisi'nin feshedilmesi üzerine 19 Mart
tarihinde başlayan 1. TBMM seçimlerinde İzmir milletvekili seçildi. İstanbul'un
işgalinden sonra Konya valisinin ve komutan Fahrettin Bey'in İstanbul ile
ilişkileri kesmemesi üzerine o sırada Nazilli'den sonra Konya'ya yöneldi. Vali,
komutan ve şehrin ileri gelenlerinden oluşan bir heyeti emrivaki ile Ankara’ya
götürdü. Buradaki görüşme sonucunda farklı görüşler giderilmiş ve Konya'nın da
milletvekili seçmesi sağlanmıştı. Hilafet yanlıları tarafından nisan ayında
Düzce’de başlatılan ve gittikçe yayılan isyanın bastırılmasında, ardından
Haziran ayında baş gösteren Yozgat İsyanının bastırılmasında görev aldı.
Ağustos ayında Ankara’ya döndü. Bu arada 14 Temmuz tarihinde verilen ve 25
Temmuz tarihinde padişah tarafından onaylanan bir kararla idama mahkûm edildi. İzmir
milletvekili olarak TBMM’ye katıldı. 6 Eylül 1920 tarihinde Dâhiliye
Vekilliğine getirildi.
22 Haziran 1920 tarihinde başlayan Yunan saldırısı ile
Balıkesir ve Bursa’nın işgal edilmesi üzerine, ancak düzenli ordunun Yunan
kuvvetleri ile başa çıkabileceğine karar verilmiş; Kuvâ-yi Milliye'nin tasfiye
edilip düzenli ordu kurulmasına başlanmıştı. Bu sırada batı cephesi kuzey ve
güney olarak ikiye bölündü; kuzey cephesi komutanlığına İsmet Bey (İnönü),
güney cephesi komutanlığına Refet Bey getirildi. 3 Ocak 1921 tarihinde Refet
Bey ve İsmet Bey'in kuvvetleri Çerkez Ethem'in kuvvetlerine hücum eder ama
fazla dirençle karşılaşmazlar ve asilerin çoğu millî orduya katılır. Çerkez
Ethem ve kardeşleri ise Yunanlara sığınıp kaçtılar. Mustafa Kemal, Nutuk’ta
Çerkez Ethem ve kardeşlerinin canlarını kurtarabilmelerinden ötürü Refet
Bele'yi eleştirdi. Refet Bele sonraki yıllarda yaptığı bir söyleşide Çerkez
Ethem'in kaçarken hiçbir asker ve cephaneyi götürmediğini, yakalanan askerlerin
ifadesine göre Çerkez Ethem'in askerlerine millî orduya katılmalarını nasihat
ettiğini söyler.
Kastamonu'daki dinlenme döneminden sonra 30 Haziran 1921
tarihinde ikinci defa Dâhiliye Vekilliğine seçildi. Yunan taarruzu sırasında
meydan gelmiş ve bastırılmış olan Koçigiri ayaklanmasından sonra Dersim
halkının ayrı yönetim isteği gündeme gelince şiddetle karşı çıktı. Mustafa
Kemal Paşa'nın Başkomutan olduğu 5 Ağustos 1921 tarihinde ek olarak Millî
Müdafaa Vekâleti'ni de üstlendi. Ordunun silah ve donatım ihtiyaçlarını
sür'atle karşılamak için çok büyük çaba gösterdi. Kilimlerden asker kaputu, gaz
tenekelerinden ilaç kutusu, sapan demirlerinden kılıç yaptırmak gibi fikirleri
uyguladı. Bu çabalarıyla ordunun zafere ulaşmasına yaptığı büyük katkı
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'dan takdir
aldı. 10 Ocak 1922 tarihinde sağlık durumunu gerekçe göstererek Millî Müdafaa Vekâleti
görevinden ayrıldı. Bakanlıktan ayrıldıktan sonra Hilâl-i Ahmer (Türk Kızılay
Derneği) Başkanlığı'nı üstlendi. Yeni savaş hazırlığı sırasında 1. Ordu
Komutanlığı görevini kabul etmedi. Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin kazanılmasının
ardından gerçekleşen Mudanya Mütarekesi görüşmeleri sırasında gerektiğinde
delegasyona yardım etmek için Mudanya'da kalması uygun görüldü.
Mudanya Mütarekesi'nde olmamasına rağmen Gelibolu'nun Türk
idaresi altına alınmasını sağladı. Antlaşmaya göre Türkler asayiş için 8.000 kişilik
jandarma çıkarttı. Refet Paşa asayiş için bu miktar jandarmanın yetersiz
olduğunu İtilaf Devletleri'ne kabul ettirip ek jandarma birliği çıkartmıştır.
Jandarma iki kıtaya ayrıldı. Sabit jandarma en yüksek yerel mülki amire bağlı
kalarak iç güvenliği sağlayacak, seyyar jandarma kıtası da eşkıyalık ve
çeteciliği önleyecekti.
2 Kasım 1922 tarihinde Ankara Hükûmeti'nin Sağlık Bakanı ve
Sinop milletvekili olan Dr. Rıza Nur ve arkadaşlarının saltanatın kaldırılması
için verdiği tasarı kabul edilince bu haberi Sultan VI. Mehmed Vahdettin'e
bildirme görevi verildi. Saraya gidip bu haberi Sultan Vahdettin'e verdi.
İstanbul'daki işgal kuvvetleri başkomutanı General Harrington Sultan
Vahdettin'in ülkeden ayrılışını bir mektup ile Refet Paşa'ya bildirdi. İşgal kuvvetleri
komutanlığına da yetkinin Ankara Hükûmeti'nde olduğunu bildirdi. Ankara'dan
gelen emir ile veliaht Abdülmecid ile görüşüp halifeliği kabul edip etmemesi
konusunu görüştü. Bu konuda padişahlık hevesinde olmaması için teminat senedi
imzalattı. Ankara ayrıca Kutsal Emanetler'in kaçırılmaması için korunması
emrini verdi. Veliaht bu görüşmede halife olarak tahta geçmek istediğini
söyledi.
4 Kasım 1922 tarihinde Ahmet Tevfik Paşa hükûmeti istifa
etti. Resmî Gazete Takvim-i Vekayi son sayısını çıkardı. 5 Kasım 1922 tarihinde
Refet Paşa İstanbul'daki bakanlıklara görevlerini bırakmaları emrini verdi.
Halife Abdülmecid'e aşırı saygı göstermesi ve Konya adında bir at hediye etmesi
Mustafa Kemal'i rahatsız etti. Bu olaydan hemen sonra İstanbul'daki görevine son
verildi. Mustafa Kemal Nutuk'ta bu konudan bahsetmiştir. 29 Kasım 1922
tarihinde Doğu Trakya'nın tamamı TBMM hükûmeti idaresine alındığında kendisine
verilen temsil görevi sona ermişti. İstanbul temsilciliği görevine Adnan Bey
getirildi. Edirne Valisi Şakir Bey de Trakya'nın teslim alınmasını
gerçekleştirdi. Kendisi ise Trakya'da bir ordu kurmakla görevlendirildi.
Karargâhını Tekirdağ'a kurdu. Bölgenin işgal hasar raporunu hazırladı. Bu
rapora göre 130.000 Türk katledilmiş, çok önemli miktarda mal ve eşya zayiatı
verilmişti. Bu zararlar Yunanlar Trakya'yı boşaltıp İtilaf Devletleri
heyetlerine teslim ederken verilmiş, çoğu götürülmüştü. Oysa Mudanya
Antlaşması'na göre işgal kuvvetleri çekilirken İtilaf Devletleri önlem
alacaklardı fakat hiçbir şekilde almadılar.
Bu arada Genelkurmay başkanı Mareşal Fevzi Paşa'nın emri ile
komitacı Fuat Balkan 1923 yılı Ocak ayından itibaren Refet Paşa'ya bağlandı ve
en az haftada bir kez rapor verdi. Lozan Antlaşması görüşmeleri başlayınca
Refet Paşa Fuat Balkan'a tahsisat verilmeyeceğini ve müfrezesinin
lağvedileceğinin karara bağlandığını bildirdi. Aralık 1922'de Lozan
Konferansı'nın kesilmesinin gündeme gelmesi üzerine 21 Aralık 1922 tarihinde
askeri tedbirler alınmaya başlandı. Bu harekâta göre ordular önce boğazı tutacak,
düşman gemilerinin geçişini engelleyecek, Anadolu yakasındaki İngilizler denize
dökülecekler, Refet Paşa da kuvvetleri ile İngiliz kuvvetlerini imha ve esir
edecekti. 23 Nisan 1923 tarihinde ikinci dönem müzakereler başlayınca bu plan
durduruldu. Trakya'daki görevini sürdürürken meclis seçimlerine katıldı ve II.
dönem meclis seçimlerinde İstanbul milletvekili seçildi. 8 Ekim 1923 tarihinde
ordudaki görevi sona erdikten sonra milletvekilliği görevine devam etti.
Millî Mücadele sonrasında köklü ve hızlı devrim
hareketlerinden rahatsızlık duyan Refet Bey, 9 Kasım 1924 tarihinde Halk
Fırkası'ndan istifa etti. 17 Kasım tarihinde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkasının kurucuları arasında yer aldı. Mustafa Kemal Büyük Nutkunda sık sık
İstiklal Savaşı'nı birlikte başlattıkları Ali Fuat Paşa, Kâzım Karabekir ve
Rauf Orbay gibi kendisini de eleştirdi. 1922-1923 yıllarında Sovyetler
Birliği'nin Ankara büyükelçisi Semyon Aralov yazdığı kitabında Rauf Orbay ve
Refet Bele'nin Sovyetlere karşı olup komprador burjuvazinin temsilcisi
olduğunu yazdı.
1 Kasım 1926 tarihinde milletvekilliğinden istifa etti. 8
Aralık 1926 tarihinde kendi isteğiyle askerlikten emekliye ayrıldı. 1935 yılına
kadar siyasetten uzak kaldı. II. Dünya Savaşı başlamadan önce İsmet İnönü,
Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasetini eleştirdikleri için anlaşmazlığa düştüğü
silah arkadaşları ile temasa geçip ılımlı siyaset izlemeye başladı. 1939
seçimlerinde Kılıç Ali ve Şükrü Kaya gibi Mustafa Kemal Atatürk'ün yakın
çalışma arkadaşları TBMM'ye giremezken Kâzım Karabekir, Hüseyin Cahit Yalçın,
Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy gibi muhalifler İsmet İnönü'nün yeni siyaseti
ile TBMM'ye girdi. VI., VII., ve VIII. Dönemlerde de İstanbul Milletvekili
seçilerek TBMM'deki yerini 1950'ye kadar korudu. 8 Nisan 1950 tarihinde Beyrut'taki
Birleşmiş Milletler Ortadoğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık
Ajansı Türkiye Delegeliğine atandı. 22 Şubat 1961 tarihinde bu görevden
ayrıldı. Lübnan'da "El Pasha" lakabı ile tanındı. 1949 yılında
Perihan Hanım ile evlendi. Birleşmiş Milletler ’de görev yaptığı 1953 yılında
dünyaya gelen Zeynep Asuman Begüm adlı bir kızı vardır. Ölümünden birkaç gün
önce geçirdiği beyin kanaması sonucu 2 Ekim 1963 tarihinde İstanbul'da hayatını
kaybetti. Kabri İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'ndadır. Kendisinin vasiyeti ve
ailesinin isteğinden dolayı kabri Devlet Mezarlığı'na nakledilmedi. Perihan
Bele ile evli ve Asuman Begüm İlban'ın babasıydı.
KAYNAKÇA
T.C. Genelkurmay Harp Tarihi
Başkanlığı Yayınları, Türk İstiklâl Harbine Katılan Tümen ve Daha Üst Kademelerdeki
Komutanların Biyografileri, Genelkurmay Başkanlığı Basımevi, Ankara, 1972,
s. 91.
Halit Kaya, Refet Bele’nin Askeri ve Siyasi Hayatı, Ankara
Üniversitesi İnkılap Tarihi Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008
15 Şubat 2021 Pazartesi
Türk Anayasalarına Göre Cumhurbaşkanının Görev ve Yetkileri

Türk Anayasalarına Göre Cumhurbaşkanının Görev ve Yetkileri

M. Mine ÇUHADAR
Kırıkkale Üniversitesi
Tarih Bölümü
GİRİŞ
Devlet düşüncesi halkın bağımsızlığı için
kutsal bir kavramdı ve devletin bağımsızlığının kaybedildiği dönemlerde Türk
halkı esaret altında yaşamamak için canına kıymış ya da göç etmiştir. Türklerde
devlet kurma düşüncesi her dönem kendisini göstermiş, yıkılan Türk
devletlerinin yerine yenileri kurulmuştur.[1]
Devlet,
milletin töresini yürütmek üzere, kut kazanmış iktidarlar tarafından yönetilen,
milletin teşkilatlanmasıdır. Türk devlet geleneğinde meşruiyet bağlamında iki
kavram öne çıkmaktadır: Töre ve Kut. Milleti ayakta tutan gücün töre olduğu;
devletten önce geldiği Orhun Bengütaşları’ndan bugüne bilinir. Bir deyimimiz
bunu çok güzel ifade eder, “il gider, töre kalır. Yani töre olduğu sürece
devletin yeniden kurulabileceği, töreyi korumak olduğu esas alınır. Devletin
varlık sebebi de esasen töreyi yürütmektir. Törenin temel değerleri vardır.
Adalet, ahlak, bilgelik, cömertlik, yiğitlik vb. değerleri şahsında
meczedebilen kimse “kut” kazanmış sayılır. Kut kazanmak, liyakat kesbedebilmek
veya layık olma erdemi şeklinde tanımlanabilir. Dolayısıyla Türk devlet
geleneğinde meşruiyet kut kazanmak şeklinde tecelli eden, törenin öngördüğü
değerleri taşımak ve sürdürmek esasına bağlanmıştır.[2]
1921-1924-1961 ANAYASALARINA GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI
1921 ANAYASALARINA GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI
1921 anayasası Meclis hükümet
sistemini benimsediği için Cumhurbaşkanlığı makamı ve de meclis dışında
yürütmeyi elinde bulunduran bir güce yer vermemiştir. Milli Mücadele yılları
devam ediyor bir yanda Osmanlı Devleti bir yanda Türkiye Devleti ikiside devam
ediyordu. Milli Mücadelenin başarıya ulaşması ve 1922 yılında Saltanatın
kaldırılması ile 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan ediliyordu. Yine mevcut
anayasa değiştirilmeden eklenen madde ile Cumhurbaşkanlığı makamı ihdas
ediliyordu[7].
1921
Anayasasına 29 Ekim 1923’te eklenen üç madde ile gün ve 364 sayılı Teşkilat-ı
Esasiye Kanunun bazı maddelerinin tavzihken tadiline kanun ile Cumhuriyet ilan
edilmiş ve Cumhurbaşkanlığı makamı kabul edilmiştir. Bu Değişikliğe göre;
Madde 1:
Devletin şekli cumhuriyettir.
Madde 10:TürkiyeCumhurbaşkanı, TBMM’nin üyelerinin tamamı tarafından
ve kendi üyeleri arasından bir seçim devresi için seçilir ve tekrar seçilmesi
caizdir[8].
Burada
görüldüğü gibi Cumhurbaşkanlığı seçimi için herhangi bir sınır konmamıştır.
Daha sonra 1961 yasasında Cumhurbaşkanlarının seçilme sayısına sınır
getirildiğini görüyoruz. Yine seçim süresi belirtilmediğini görmekteyiz. Ancak
bu sürenin daha sonra düzenlemeler ile dört yıl olarak belirlendiğini
biliyoruz.
Madde 11:
Cumhurbaşkanı, Devletin başı olarak lüzum gördükçe Meclise ve bakanlar kuruluna
başkanlık edebilecektir[9].
Madde 12:Cumhurbaşkanı,
Meclis üyeleri arasından başbakanı seçecektir. Diğer bakanlar yine meclis
üyeleri arasından başbakan tarafından seçildikten sonra Bakanlar Kurulunun
tümü, Cumhurbaşkanı tarafından seçildikten sonra Bakanlar Kurulunun tümü,
Cumhurbaşkanı tarafından Meclisin onayına arz olunur. Meclisin onayını alamayan
Bakanlar Kurulu düşer[10].
1924 ANAYASALARINA
GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI
1924
Anayasasına göre Cumhurbaşkanı bir seçim devresi yani dört yıl için TBMM’ce
seçiliyordu. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için TBMM üyesi olmak yeterli
sayılıyordu. Cumhurbaşkanı hastalık ve ülke dışında bulunması, vefat veya
istifa gibi hallerde Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumunda
Cumhurbaşkanlığı görevini vekâleten TBMM Başkanı tarafından yürütüleceği hükmü
getirilmişti. Cumhurbaşkanlığı için sefer aday olup seçilme imkânı mevcuttur. 1924
Anayasasında izlerini görmek mümkündür. Yani meclis hükümet sistemi
benimsenmiştir. Anayasaya göre egemenliğe giren yetkilerin birbirinden
ayrılması, bunlar arasında denge diye birşey yoktur. Yasama yetkisi ile yürütme
yetkisi, milletin yegane temsilcisi olan ve millet adına egemenlik hakkını
kullanan Büyük Millet Meclisin de toplanmıştır.
Anayasanın
yürütme yetkisini, Millet Meclisi’nin yetkisi dışında kalan bir salahiyet
olarak karşılamamıştır. Anayasaya göre TBMM’ni yasama yetkisini direk olarak
kullanabilir, yürütme yetkisini ise kendi içerisinden tayin ettiği
Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu kanalıyla dolaylı olarak kullanabiliyordu. 1924
anayasasın da yer alan hükümlere göre, Cumhurbaşkanı gerek yürütme görevi ile
ilgili yetkilere ve gerekse bu görevle ilgisi bulunmayan çeşitli imkânlara
sahiptir. Cumhurbaşkanı yürütme ile ilgili görevleri sadece kendisi tek başına
kullanmayı o yetkileri ilgili olan bakanlar kurulu üyesi bakanlarla birlikte
kullanmaktadır. Bu gibi işlemleri Başbakan ve ilgili bakanın imzalı kararnamesi
ile gerçekleştirmektedir. Böylece doğabilecek sorumluluk ilgili kararnamedeki
imzası bulunan kişilere aittir.
Çünkü
Cumhurbaşkanı vatana ihanet suçu dışında hiç bir sorumluluğu yoktur. Meclisin
tatili esnasında lüzum görürse meclisi toplantıya çağırma Merasim-i Mahsusada
(Özel Merasimlerde) Millet Meclisine başkanlık etme, her yıl meclisin yeni
çalışma döneminin açılış konuşmasını yapma, Başbakanı tayin edip Başbakan
tarafından atanan Bakanları onaylama, Yabancı Devletler nezdinde Türkiye
Cumhuriyeti’nin siyasi temsilcilerinin tayini ve yabancı devletlerinin siyasi
temsilcilerini kabul ve bazı yüksek memurları atamalarını yapmak gibi yetkileri
bulunmaktaydı. Bu yetkilerin bundan sonraki tüm anayasalarda yer aldığını görüyoruz.[11]
1924
Anayasası getirdiği hükümlerle Cumhurbaşkanını Meclis karşısında bir kuvvet,
bir güç olarak değerlendirmiştir. Böyle bir güç olabilmesi için gerekli
yetkiler tanınmamıştır. Sadece kanunları bir defa daha müzakere için meclise
sevk yetkisi verilmiştir. Bu yetki yeterli olan bir yetki değildir.
Cumhurbaşkanına verilen Başbakanı atama, Bakanlar Kurulunu tasdik etme yetkisi
aktif rol oynamasına sebep olmuştur. Çünkü Bakanlar Kurulunun teşkili
parlamento için önemli bir husus olup partileri yakından ilgilendiren bir
konudur. Uygulamalar göstermiştir ki 1924 Anayasası ile Cumhurbaşkanı ülkedeki
siyasal gelişmelerde aktif rol oynamıştır. Gerek tek partili dönemde, gerek çok
partili dönemde Cumhurbaşkanının, aynı zamanda partilerin de lideri olması ve sıkı
parti disiplini ile meclisteki guruplarınahâkim olması ile Cumhurbaşkanı,
anayasanın özünde var olan yasamanın yürütmeye etkinliğini tesirsiz
bırakmışyürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı yasamaya karşı etkin bir rol
oynamıştır.[12]
Görüldüğü gibi 1924 Anayasası devlet başkanı olarak Cumhurbaşkanına çok sınırlı
yetkiler tanımıştır[13].
1961 ANAYASALARINA GÖRE CUMHURBAŞKANININ GÖREV
YETKİ ve SORUMLULUKLARI
1961 Anayasası
Cumhurbaşkanlığı kurumunu “yürütme” ye ayırdığı bölümde özel olarak
düzenlemiştir. Parlamenter bir rejim karan 1961 anayasasında yürütme iki
başlıdır. TBMM’ne karşı sorumsuz bir Cumhurbaşkanının yanı sıra, TBMM’nin
denetimine tabi ve TBMM’ne karşı siyasal sorumluluğu olan bir Bakanlar Kurulu
bulunuyordu. Bu özellik (sorumsuz Cumhurbaşkanı) parlamenter sistemin
özelliğidir. Yine 1961 Anayasası ile
getirilen adaylık için sınırlama ve seçilenin partisinden istifa etmesi gibi
özellikler yeni Anayasanın getirdiği parlamenter rejimdeki Cumhurbaşkanlığı
statüsüne ait özelliklerdir.
1961 Anayasası’nda durum önceki Anayasalara
göre tümüyle değişmiştir. Artık TBMM, ulusal egemenliği doğrudan doğruya
kullanabilen tek organ değildir. Anayasanın 4. Maddesine göre: “ Millet
egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle
kullanır.” Cumhurbaşkanı da bu yetkili organlardan biridir[14]
Madde 97:Cumhurbaşkanı
Devletin başıdır. Bu sıfatı ile Türkiye Cumhuriyetini ve milletin birliğini
temsil eder.
Madde 95/1:
TBMM kırk yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim görmüş kendi üyeleri arasından, üye
tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla yedi yıllık bir süre için
seçilir. İlk oylamada çoğunluk sağlanmazsa salt çoğunlukla yetinilir.
Madde 95/2:1961
Anayasası önemli bir yenilikle seçimin TBMM ve Cumhuriyet Senatosu yani her iki
meclisin birleşik toplantısında mevsuf bir çoğunluk tarafından gizli oyla
seçilmesi hükmünü getiriyor. Yine aday olabilmek için yükseköğrenim şartı ve
kırk gibi olgunluk çağında olma özelliği aranmaktadır. Şahsi iktidar
imkânlarını ortadan kaldırmak için Cumhurbaşkanının yedi yıllık bir süre için
seçileceği ve arka arkaya kaidesi konmuştur[15].
1921-1924
Anayasalarında olmayan maddeler vardır.40 yaş şartı ile üniversite şartı
getirilmiştir.Seçilme sayısı bir defa ile sınırlı kalıyor.
Madde 95/3:Cumhurbaşkanının
tarafsız olabilmesi için Cumhurbaşkanı seçilenin partisi ile ilişiği kesilir ve
TBMM üyeliği sıfatı sona erer.
Cumhurbaşkanı’nın
görevi Türkiye Cumhuriyetini ve Milletin birliğini temsil etmektir. Aynı
zamanda Cumhurbaşkanı sembolik olarak başkomutanlığı da temsil eder. Yine 1924
anayasasında yer alan TBMM’ni toplantıya çağırmak ve kanunları yayınlamak, on
gün içerisinde incelemek onaylamak ya da onaylamadan göndermek gibi yetkileri
1961 anayasasında yerini almıştır.[16].
Daha
önceki Anayasalarda olmayan 1961 Anayasasında yapılan bir değişiklik ise
TBMM’nin yenilenmesi yetkisidir.Parlamenter sistemde Meclisin hükümeti yani
yürütme organını denetleme hatta icraatına son verme yetkisi mevcuttur. Buna
karşılık hükümetinde meclise karşı fesih yetkisi mevcuttur.(Madde: 108)
“...
On sekiz aylık süre içinde Bakanlar Kurulu iki defa düşmüş ve üçüncü defa
güvensizlik oyu verilmiş olursa, Başbakan Cumhurbaşkanından TBMM seçimlerinin yenilenmesini
isteyebilir. Bu istek üzerine Cumhurbaşkanı Meclis Başkanına danışarak
seçimleri yenileyebilir.[17]”
Anlaşmaları
onaylamak ve yayınlamak. (Madde 65).
Anlaşmaları onaylama ve yayınlama yetkisinin de 1961 Anayasası ile
Cumhurbaşkanına verilen yeni bir yetki olduğunu görmekteyiz.
Anayasa
Mahkemesine iptal davası açmakta 1961 Anayasası ile getirilen yeniliklerden bir
tanesidir. Anayasanın 97. Maddesi Özel ve Af alan etme yetkisini
Cumhurbaşkanına verdiğini görüyoruz. 1924 Anayasasında olan Bakanlar Kuruluna
başkanlık eder ilkesi 1961 anayasasında tekrar edilen maddelerden bir tanesinin
olduğunu görüyoruz. 1921 ve 1924 Anayasalarında olmayan Milli Güvenlik Kurulu
(MGK)’ya da başkanlık etme yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiştir.
Çeşitli
kuruluşlara üye seçimi. Hükümete üye seçimi. Senato konusunu yukarda
açıklamıştık. Bu görev Anayasanın 102/2 maddesine göre Cumhurbaşkanına
verilmiştir. 1961 Anayasasına göre Cumhurbaşkanının Başbakanı parlamentodan
yani Türkiye Millet Meclisi veya Cumhuriyet Senatosundan seçmesi
belirtilmiştir. Atanan Başbakanın Millet Meclisinden ya da Cumhuriyet
Senatosundan olması arasında fark yoktur. Yeterki atanan şahıs TBMM’nin
güvenine mazhar olsun ve meclisi arkasından sürükleyecek nitelikte bulunsun[18].
Madde 102/3:
Bakanların Atanması
Madde 97/2:
Diplomatik Temsilci gönderme ve kabul etme. Dış Ülkelerin Diplomatik
Temsilcilerini kabul etme.
Madde 110/4:
Genel Kurmay Başkanını Atama. TSK’nınresmen ve fiilen başı Genel Kurmay
Başkanıdır. Genel Kurmay Başkanını Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine
Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Kuvvet komutanlığını asaleten yapmış general
ve amiraller Genel Kurmay Başkanlığına atanabilir[19].
Madde 141 ve 145:
Yargı organları ile ilgili atamalar. Yine Askeri Yargıtay’a üye seçmekte 1961
Anayasasının Cumhurbaşkanlığı makamına verdiği yetkiler arasındadır.
Sonuç
olarak 1961 Anayasasında Cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluklarını
incelediğimiz vakit bize sistemde Cumhurbaşkanın yeri neresidir sorusu aklımıza
geliyor. Bu anayasaya göre uzmanlar şöyle bir saptama yapmışlardır:
Cumhurbaşkanının
ikili bir niteliği vardır. Hem devlet başkanıdır, hem de yürütmenin başıdır.
Yürütmenin başı olarak sahip olduğu tüm görev ve yetkilerde, hükümete tabi
durumdadır. Buna karşılık, devlet başkanı olarak, anayasanın koyduğu sınırlar
içinde serbest bir hareket alanına sahiptir[20].
1982 ANAYASALARINA GÖRE
CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI
1982 Anayasası, devletin temel
kuruluşunu ve temel hakları ana hatlarıyla belirleyen bir “çerçeve anayasa”
değil, her şeyi her ayrıntısına kadar düzenlemek isteyen bir “düzenleyici
anayasa” dır.1982 Anayasası siyasal sitemde ortaya çıkan tıkanıklıkları giderici çözüm
yolları öngörmüştür.
Cumhurbaşkanına belli şartlarda Türkiye Büyük
Millet Meclisinin seçimlerini yenileme yetkisi verilmiştir. Bu yolla, belli süre
içinde hükûmetin kurulamamış olması nedeniyle ortaya çıkan kriz
çözülebilecektir. 1961 Anayasasında benzer bir hüküm olsaydı, 1970’li yıllarda
ortaya çıkan birçok hükûmet krizi çözülebilecektir 1961
Anayasası döneminde Cumhurbaşkanı seçiminde tıkanıklar ortaya çıkmıştır.
1980’de Cumhurbaşkanı altı ay boyunca seçilememişti. Cumhurbaşkanının seçiminde
tıkanıklığı önleyici 102’nci maddede şu hüküm getirilmiştir: “Cumhurbaşkanı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla
seçilir... En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye
tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir, üçüncü
oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş
olur. Bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü
oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır. Bu
oylamada da üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği
takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir”. Bu hüküm
sayesinde, 1961 Anayasası döneminde görüldüğü gibi Cumhurbaşkanının
seçilememesi şeklinde bir tıkanıklığın ortaya çıkması mümkün değildir.[21]
1961-1982 ANAYASALARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Türk anayasa hukuku
kitaplarında yapılış süreçleri itibarıyla 1961 Anayasası ile 1982 Anayasasını
karşılaştırmak adet olmuştur.
A.
BENZERLIKLERI
Ergun Özbudun’u izleyerek bu
iki Anayasanın hazırlanması konusunda benzerlikleri şu şekilde saptayabiliriz.
1. Her iki Anayasa da
askerî müdahaleler sonucu hazırlanmıştır.
2. Her iki Anayasa da,
bir kısmı askerî müdahaleyi yapan bir kuruldan (Millî Birlik Kurulu ve Millî
Güvenlik Konseyi), diğer kısmı ise sivillerden (Temsilciler Meclisi ve Danışma
Meclisi) oluşan Kurucu Meclisler tarafından yapılmıştır.
3. Her iki Anayasanın
hazırlanmasında da Kurucu Meclisin sivil kanadı (Temsilciler Meclisi ve Danışma
Meclisi) seçimle oluşmamıştır.
4. Her iki durumda da,
Kurucu Meclis tarafından hazırlanan Anayasa, halk oyuna sunulmak suretiyle kesinleşmiştir.
5. Her iki durumda da
sivil kanadın (Temsilciler Meclisi ve Danışma Meclisi) Bakanlar Kurulunun
kurulması ve düşürülmesine ilişkin yetkileri yoktur.[22]
B. FARKLARI
Yine Ergun
Özbudun’u izleyerek bu iki Anayasanın hazırlanmasındaki farkları ise
şu şekilde sayabiliriz
1. 1961 Temsilciler Meclisi,
1982 Danışma Meclisine oranla daha temsili niteliktedir.
2. Temsilciler Meclisinde
kapatılan Demokrat Parti dışındaki iki parti (CHP ve CKMP) Anayasanın
hazırlanmasına katılmışlardır. Oysa 1982 Anayasasının hazırlanmasına hiçbir
siyasal parti katılmamıştır. Zira, Danışma Meclisine üye olmanın bir koşulu 11
Eylül 1980 tarihinde herhangi bir siyasî partinin üyesi olmamaktır.
3. 1961 Anayasasında
halkoylamasına sunulan metnin kabul edilmemesi durumunda ne yapılacağı
belirtilmişti. Bu durumda yeni Temsilciler Meclisi seçilecek, Anayasa hazırlama
çalışmalarına tekrar başlanacaktı. 1982 Anayasasının hazırlanması sisteminde
ise, halkoylamasına sunulan Anayasanın reddi halinde ne olacağı
belirtilmemiştir. Bu nedenle tasarı reddedildiğinde askerî idarenin bir süre
daha sürme düşüncesinin akla geldiğine işaret edilmiştir.
4. 1961 halkoylamasında
Demokrat Parti dışında siyasal partiler kamuoyu oluşturulmasında aktif rol
oynamışlardır. Oysa 1982 Anayasasının oylanmasında siyasal partilerin bir rolü
olmamıştır.
5. 1961 halkoylamasının
aksine, 1982 halkoylamasında Anayasanın kabulü, Cumhurbaşkanının seçimiyle
birleştirilmiştir. 1982 Anayasasının geçici birinci maddesine göre “Anayasanın,
halkoylaması sonucu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olarak kabul edildiğinin
usûlünce ilânı ile birlikte, halkoylaması tarihindeki Millî Güvenlik Konseyi
Başkanı ve Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak, yedi yıllık bir
dönem için, Anayasa ile Cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getirir ve
yetkileri kullanır”.[23]
CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ
16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği ile
anayasal altyapısı hazırlanan ve 24 Haziran 2014 tarihinde yapılan seçimlerle
fiili olarak başlayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin öncelikle Türkiye’nin
tarihsel koşullarının bir ürünü olduğunu belirtmek gerekir. Özellikle Türk
siyasal yaşamında liderlik özelliği ile ön plana çıkan siyasal liderlerin
geçmişte dile getirmiş olduğu bu sistem önerisinin kabulü bu tarihsel
koşullarla birlikte değerlendirilmelidir. Kuşkusuz yeni sistem önerisi ile
birlikte karşılaşılan en temel eleştiri bu değişikliğin bir siyasal rejim
değişikliğine yol açma olasılığı üzerine olmuştur. Ancak Anayasanın Devletin
şeklini düzenleyen ilk üç maddesi ile bunu güvence altına alan 4. maddesinde
bir değişiklik olmadığına göre, bölgeler veya iller düzeyinde siyasal özerkliğe
yol açacak ve yasama gücü olan yerel parlamentolar kurulmadığına göre ve son
olarak yalnızca yürütmeye ilişkin değişiklikleri içeren bir düzenleme olduğuna
göre siyasal rejim tartışmalarının yersiz olduğu belirtilebilir. Bu anlamda
Türkiye’nin yeni hükümet sistemini, halk tarafından seçilen bir devlet
başkanına dayalı olan, parlamenter sistemde bulunan ve siyasal sorumluluğu olan
bir hükümetin bulunmadığı, üniter devlet yapısı esasına dayalı bir hükümet
sistemi olarak nitelendirmek doğru bir yaklaşım olacaktır.[24]
CUMHURBAŞKANLIĞI
HÜKÜMET SİSTEMİNDE CUMHURBAŞKANININ GÖREV YETKİ ve SORUMLULUKLARI(104.Madde)
Cumhurbaşkanı
Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet
Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil
eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu
çalışmasını temin eder. Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü
Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar. Ülkenin iç ve dış
siyaseti hakkında Meclise mesaj verir. Kanunları yayımlar. Kanunları tekrar
görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Kanunların,
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin
Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa
Mahkemesinde iptal davası açar. Cumhurbaşkanı Yardımcıları ile Bakanları atar ve
görevlerine son verir.
Üst
kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına
ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler. Yabancı
devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye
Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder.
Milletlerarası
antlaşmaları onaylar ve yayımlar. Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları
gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar. Milli güvenlik politikalarını belirler
ve gerekli tedbirleri alır. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı
Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder. Türk Silahlı Kuvvetlerinin
kullanılmasına karar verir. Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle
kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.
Cumhurbaşkanı,
yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.
Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel
haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve
ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran
kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler
bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin
aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz
hale gelir.
Cumhurbaşkanı,
kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla,
yönetmelikler çıkarabilir.Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir
tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe
girer. Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama
görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.
SONUÇ
Türk
devlet geleneğinin temel kavramlarından töre; sosyal hayatı düzenleyen,
geleneğe dayalı ‘mecburî’ kaideler bütünüdür. Milleti ayakta tutan gücün töre
olduğu Orhun Bengütaşları’na kazınmıştır: “Türk Milleti öleceksin” vurgusunun
sıkça yapıldığı metinde; yok oluştan kurtuluşun töreye uymakla; milli kültürü
korumak, yani “Ötüken Ormanı’nda oturmakla” mümkün olacağı ifade edilmiştir.
Töre adalettir. “Zulüm yanar ateştir, yaklaşanı yakar; kanun sudur, akarsa
nimet yetişir.” “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!’’ sözünde dile
getirilen halk, devleti yaşatan ve kağanı başarılı kılan en önemli unsurdur.
İlk Türklerde ferdin adaletle yönetilmesi ve ekonomik olarak rahat bir
yaşantıya sahip olması esastır .
Cumhuriyet döneminde de her
cumhurbaşkanlığı seçimleri sorun olmuştur. Hatta 1980’de meclisin cumhurbaşkanı
seçememesi askerin darbe yapması için sebep olmuştur. 1924 anayasasın da yer
alan hükümlere göre, Cumhurbaşkanı gerek yürütme görevi ile ilgili yetkilere ve
gerekse bu görevle ilgisi bulunmayan çeşitli imkânlara sahiptir. Cumhurbaşkanı
yürütme ile ilgili görevleri sadece kendisi tek başına kullanmayı o yetkileri
ilgili olan bakanlar kurulu üyesi bakanlarla birlikte kullanmaktadır. Askeri
darbe ürünü olan 1961 ve 1982 anayasalarında Cumhurbaşkanının tarafsızlığına
vurgu yapılmaktadır.
yaklaşık 20 defa değişen 1982 anayasası
2007 değişikliği ile siyasi partilerin aday göstermesine müsaade etmiştir.
Sadece bununla kalmadığı gibi seçim kampanyasıiçinde maddi desteğe ihtiyaç
duymak zorundadır. Yani aday olabilmek için sizi aday gösterecek bir siyasi
organizasyona ve kampanyanızı yürütecek paraya ihtiyacınız var. En son Cumhurbaşkanlığı
hükümet sistemiyle tarafsızlık ortadan kalkmış TBMM’nin yetkisi KHK ile
azaltılmıştır. Artık Cumhurbaşkanlığı makamları siyasi bir makam haline
gelmiştir.
KAYNAKÇA
Abdullah Demir, “Hukuk Tarihimiz Açısından
Fatih Sultan Mehmet”, 1. Türk Hukuk Tarihi Kongresi Bildirileri, 12 Levha,
İstanbul, 2014
A.Menaf
Turan, Türkiye’nin Yeni Yönetim Düzeni: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi,
dergipark
Ahmet
Kerse, “Türkiye’de 1961 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı”, Sümer, İstanbul, 1973
Bahaattin Ögel, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme
Çağları, 2020
Cem
Eroğul, “Cumhurbaşkanının Denetim İşlevi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi,
Ankara, 1978
Fethi
Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve
yetkileri”, İstanbul, 1988
İsmail
Göktürk’’Temel Kaynaklardan Hareketle Türk Devlet Geleneğinde Meşruluğun
Dayanakları’’dergipark
Kemal Gözler, Türk
Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.93-103
Özkan
Gökcan, “Machıavellı ve Nizamülmülk’te Devlet Yönetimi: Hükümdar (Prens) ve
Siyasetname Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz”, Munzur Üniversitesi Sosyal
Bilimler Dergisi, Yıl: 6, Cilt: 6, Sayı:
12, 2018
Şafi
Tekin, “Türklerde Devlet-Kimlik İlişkisi: Devlet Kimliği”, Milliyetçilik
Araştırmaları Dergisi,Cilt: 1 Sayı: 2, Edirne, 2019
[1] Şafi Tekin, “Türklerde
Devlet-Kimlik İlişkisi: Devlet Kimliği”, Milliyetçilik Araştırmaları
Dergisi,Cilt: 1 Sayı: 2, Edirne, 2019, s. 99-100
[2] İsmail
Göktürk’’Temel Kaynaklardan Hareketle Türk Devlet Geleneğinde Meşruluğun
Dayanakları’’dergipark
[3] İsmail Göktürk’’Temel Kaynaklardan Hareketle
Türk Devlet Geleneğinde Meşruluğun Dayanakları’’dergipark
[4]
Bahaattin Ögel, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s.65
[5] Özkan Gökcan, “Machıavellı ve
Nizamülmülk’te Devlet Yönetimi: Hükümdar (Prens) ve Siyasetname Üzerine
Karşılaştırmalı Bir Analiz”, Munzur Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:
6, Cilt: 6, Sayı: 12, 2018, s.37-39
[6] Abdullah Demir, “Hukuk Tarihimiz
Açısından Fatih Sultan Mehmet”, 1. Türk Hukuk Tarihi Kongresi Bildirileri, 12
Levha, İstanbul, 2014, 118-119
[7] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi,
“1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S.
2
[8] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi,
“1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S.
2
[11] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi,
“1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S.
7
[12] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi,
“1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988, S.
7-10
[13] Cem Eroğul, “Cumhurbaşkanının
Denetim İşlevi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Ankara, 1978, s. 39
[14] Cem Eroğul, “Cumhurbaşkanının Denetim
İşlevi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Ankara, 1978, s. 39
[15] Fethi Kılıç, Yükek Lisans Tezi,
“1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”, İstanbul, 1988,
S.11
[16] Fethi
Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”,
İstanbul, 1988, S.12
[17] Fethi
Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”,
İstanbul, 1988, S.14
[18] Ahmet Kerse, “Türkiye’de 1961
Anayasasına göre Cumhurbaşkanı”, Sümer, İstanbul, 1973, s. 103
[19] Fethi
Kılıç, Yükek Lisans Tezi, “1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri”,
İstanbul, 1988 s. 17
[20]Eroğul, “Cumhurbaşkanının Denetim
İşlevi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Ankara, 1978,s 57
[21] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin
Kitabevi Yayınları, 2000, s.93-103
[22] Kemal Gözler, Türk
Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.93-103
[23] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin
Kitabevi Yayınları, 2000, s.93-103
[24] A.Menaf
Turan, Türkiye’nin Yeni Yönetim Düzeni: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi,
dergipark



